Bu sabah işe giderken yolda neler gördüğünüzü, neler hissettiğinizi, havanın teninize nasıl dokunduğunu, renklerin nasıl göründüğünü anımsıyor musunuz? Peki ya her gün yanından geçtiğiniz ağacın yapraklarının döküldüğünün farkında mısınız?

Hayat aslında deneyimlemekte olduğumuz küçük “an” lardan ibaret… Ve biz bu “an” ları kaçırdığımız zaman hayatı bir çeşit otomatik pilota bağlıyoruz. Günler, haftalar hatta yıllar geçiyor ve biz kendimizi geçmişin pişmanlığı ile geleceğin kaygıları arasında sıkışmış, çaresizlik hisleriyle boğuşurken buluyoruz. Bir hedefi geride bırakıp bir sonraki hedefimize yönlendiriyoruz kendimizi, enerjimizi… İki hedefin arasına sığıştırmaya çalıştığımız yaşantılarımız oluyor. Bu yaşantıları çoğu zaman anımsayamıyoruz bile. Sevdiğimiz insanlar, yapmaktan hoşlandığımız şeyler, doğa, hayvanlar, kokular, sesler, görüntüler… Her biri hedeflerimiz arasında kaybolup gidiyor. Bunlar yerine kaygılar giriyor, kaybetme korkusu giriyor, dertler giriyor. Zihnimizi, bedenimizi ve kalbimizi kaplayan şeyler ne yazık ki bunlar oluyor.

İçinde bulunduğumuz dertlerden, kaygılardan, korkulardan, hissettiğimiz acılardan kurtulmanın yollarını arayıp çaresizce hem kendimize hem çevremizdekilere saldırıyoruz. Saldırıyoruz da ne oluyor? Dertlerimizin derindeki sebeplerini araştırınca ne oluyor? Bir şeyi düşünmemeye çalışırken veya bir şeyden kurtulmaya çalışırken kendimizi o şey ile daha çok meşgul olurken buluyoruz. Bu durum bataklıktan çırpınarak kurtulmaya çalışmaya benziyor.

Peki ya kabullenmeyi denesek? Bir dert mi geldi, ondan korkmadan veya onu bastırmaya çalışmadan onu içeriye buyur etsek ve onunla yaşamımıza devam etsek… Onun hayatın bir parçası olduğunu, bize yaşadığımızı hatırlattığını ve gelip geçici olduğunu fark edebilsek… Böylece hem olayları daha rasyonel değerlendirebiliriz hem de kaygı denizinde boğulmak yerine denizin tadını çıkararak istediğimiz yöne yüzebiliriz.

Acı, mutluluk, öfke, utanç, korku, heyecan vb hepsi insan için, hepsi insanın doğası! Mutluluğu kabul edip acıyı hayatımızdan çıkaramayız. Bu hayatımızı sığlaştırır ve doğamıza aykırı olur. Ancak sakinlikle, şefkatle bütün bu duyguları ve yaşantıları yargılamadan karşılayarak kendimizi evren ve doğayla bütün hissedip yaşadığımız her “an” da olabiliriz. Hayatı otomatik pilota bağlamak yerine nefes aldığımız sürece “uyanık” olabiliriz.

Eminim hayatta “uyanık” kalabilmenin çeşitli yolları vardır. Ben şimdiden bunlardan biriyle tanıştım. Adı da Mindfulness “Bilinçli Farkındalık”. Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) uygulamaları bana özetle yukarıda bahsetmiş olduğum şeyleri öğretti; kabullenmeyi, kendine, diğerlerine, doğaya şefkat duymayı, “an” da olmayı ve daha yazamadığım birçok şeyi…